Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) etkeni virüs (Nairoviruslar )olan bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalığın etkeni olan virüsün taşıyıcısı olarak rol alan keneler, yabani hayvanlar, çiftlik hayvanları ve insanlar arasında virüsün taşınmasına ve çoğalmasına aracılık etmektedirler. Virüs, bir çok evcil ve yabani hayvanı enfekte etmekte ve hastalık hafif seyretmektedir. Bir çok kuş, virüse karşı dirençli olduğundan , virüsün yayılmasında önemli rol oynarlar. Hayvanlardaki hastalık enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır. KKKA’nın bulaşmasında Hyalomma soyuna ait keneler daha büyük bir yere sahip olmakla birlikte, 30 kene türünün bu hastalığı bulaştırabileceği bildirilmektedir. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan , özellikle yerde beslenen kuşlardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde kanlarında muhafaza eder. Keneler, insan veya hayvanlardan kan emerken virusları da bulaştırırlar. Hyalomma soyuna ait keneler Ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yerleşmişlerdir. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. İnsanlara virus bulaşması:
- Kanında Virus bulunan kenelerin ısırması
- Kanında Virus bulunan hayvanların kesilmesi sırasında hayvana ait kan ve dokulara temasla
- İnfekte hastaların vücut sıvılarının sağlık personeline veya yakınlarına teması ile olmaktadır.
- Henüz solunum yolu ile bulaş bildirilmemiştir.
Tarihte KKKATarihte KKKA’ya benzer bulguları 12. yüzyılda İsmail el Cürcani tarafından tarif edilmiş. Tabii ki o zaman etken olarak virus tarif edilmiyor ama kuşların etken olduğundan söz etmiş.Sovyetler, Kırım halkını yerleşim bölgelerinden uzaklaştırınca bölgede doğal hayata bir dönüş oluşmuş . Yerleşim yeri olmaktan çıkan ,avlanılmayan bölgelerde kenelerin sayısı artmış . Daha sonra 2.Dünya Savaşı yıllarında 1944 yılında bu bölgenin tarımsal alanda islah edilmesine yardımcı olmak üzere gönderilen Rus askerlerinde hastalık belirtileri görülüyor ve 20 tanesi bu hastalıktan ölüyor. Yapılan araştırmalarda ; bunun bir virüse bağlı olabileceği belirlenmiş ve “Kırım Kanamalı Ateşi” olarak adlandırılmıştır. Ekolojistlerin görüşüne göre, Doğal hayatta yaban hayvanı sayısındaki artış, kenelerin kan emmeleri ve üremeleri için uygun ortamın oluşmasına zemin hazırlamakta, zaten çok fazla sayıda yumurta yumurtlama özelliği olan kene sayısının hızla artmasına sebep olmaktadır. Yıllar sonra 1967 yılında bu kez eski adıyla Zaire, şimdiki adıyla Kongo’da aynı hastalık tarif ediyorlar ve virüsü izole ediyorlar. Bunun üzerine 1970 yılında araştırmacılar bir araya geliyorlar ve virüsün adına “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi” adını veriyorlar. Bu arada birçok başka ülkede görüldüğü de ortaya çıkıyor. Şu an dünyanın 30 ülkesinde görülüyor. v Çin’de, v Afrika’da; Kongo, Moritanya, Burkina Faso, Tanzanya, Senegal gibi ülkeler,v Orta Doğu’da; Irak, Pakistan, İran, Birleşik Arap Emirliği, Oman Sultanlığı, Senegal, Suudi Arabistan vev Balkanlar’da; özellikle Arnavutluk, Yugoslavya ve Bulgaristan’da görülüyor. Haritaya bakılırsa, bizim komşularımızın tamamında görülüyor. 1992-2000 yılları arasında Tokat ili çevresinde, yaylaya çıkma ve avlanma yasağı vardı. Bu yasakla yabani hayvanlar çoğaldı ve keneler de konaklama imkanlarını genişleterek hızla ürediler. Bir anlamda ekolojik dengeler bozuldu.KKKA vakalarının ortaya çıkış sebebi olarak kuş gribinden etkilenen kanatlı hayvanların itilaf edilmesi gösteriliyor. Bu yanlış bir tespittir. Ülkemizde kene vakası ilk defa 2002 yılında ortaya çıktı, tavuk itilafları ise 2006 yılında yapıldı. Vakalar nisan ve ekim aylarında ortaya çıkmakla birlikte son zamanlarda vakaların artması tavuk itilafı ile ilgili olabilir. Doğal dengenin bozulması ile ortaya çıkan pek çok hastalık salgını vardır. Geçtiğimiz yıllarda Yeni Zelanda’da arı sokmasına karşı tedbir almak bahanesiyle kırsal alanlarda eşek arılarına karşı mücadele başlatılmış. Bir süre sonra ülkede tahtakurusu istilası başlamış. Ardından da birçok bulaşıcı kan hastalığı gelmiş. Eşek arıları için özel yuvalar yapılarak, tahtakurusu salgını önlenmeye çalışılmış.Benzer bir olay da Çin’de yaşanmış. Çin’de ipeğe karıştırmak maksadıyla örümcek ağlarını ve dolayısıyla da örümcekleri toplayıp belirli merkezlerde depoluyorlar. Ancak çok kısa bir süre sonra ülkede solunum yoluyla bulaşan enfeksiyon hastalıklarında çok ciddi manada bir artış başlıyor. Uzunca bir mücadele neticesi hastalıkların örümcek merkezlerinde olmadığı dikkat çekiyor. Ve tabii ki bütün ülkeye tekrar örümcekler dağıtılıyor…Vatanperver Beraberlik Derneği Kırım Tatarları ve Nogay Türkleri adlı bir örgütün kültür kolu başkanı olan Op. Dr. Fatih Karayandı kenelerin biyolojik silah olduğunu ve biyolojik silahlar listesinde yer aldığını söylemesine karşılık, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesinden Dr. Zati Vatansever ise Keneden kaliteli biyolojik silah olmadığını ifade ediyor. Açıklamasında ; “Kırım-Kongo virüsünün, biyolojik silah yeterliliği çok kısıtlı. Bundan çok daha etkili biyolojik silahlar üretilebilir. Sadece risksiz etkenler gurubunun içinde yer alır. Biyolojik silah üretenler için kene kaliteli bir silah olamaz. Onlar daha çok doğrudan hava, su ve gıdalardan bulaşacak hastalıklar üretiyorlar.” Diyor ve Ekolojik dengenin bozulması keneleri ölüm timi haline getirdiğini, ayrıca keneleri yok etmek için yaygın olarak kullanılan insektisitlerin doğal dengeyi bozup, başka bir enfeksiyon hastalığını ortaya çıkarmaması dileğimiz şeklinde ifade ediyor. KKKA Belirtileri;v Kenenin ısırması veya hastalıklı kişilerden kana virusun geçmesinden 1-3 gün sonra (9 -13 günde olabilir) Ateş ,Halsizlik,İştahsızlık,Baş ağrısı, ışıktan korkma,kollarda, bacaklarda ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin bir iştahsızlık gibi belirtiler görülmeye başlar. v Vücudumuzda trombosit adı verilen kanamayı önleyici görev yapan hücreler, kenelerin ısırmasıyla vücuda giren virüs yüzünden sayısı giderek azalıyor ve kanamaya sebep oluyor. Diş eti, burun, kulak kanaması gibi dış kanama ya da vücudun birçok yerinde morarmalar oluşarak iç kanamalar ortaya çıkıyor. v Ölüm olayları daha çok hastalığın ikinci haftalarında (5-14 gün) görülebilmekte ve bu oran yaklaşık % 30’ları bulabilmektedir.Ancak Doç. Dr. Önder Ergönül bu oranın ülkemizde yüzde 5-10 arasında olduğunu belirtiyor. Sebebini ise, ”Türkiye’deki farklı bir suş olabileceğini, Türkiye’deki destek tedavi hizmetlerinin hastalık bulunan Afrika, Asya ve Orta Doğu ülkelerine göre daha iyi olabileceğini bildiriyor.KKKA Teşhisinde;KKKA şüphesi ile gelen vakalarda hemen bir tam kan sayımı yapılmalı trombositlerde ve diğer kan hücrelerinde düşme varsa vakit kaybedilmeden daha büyük merkeze sevk etmek gerekir. Kanamayı beklememek gerekir. Çünkü kanamanın başlamış olması ölüm oranının yüksek olduğunu gösterir. Kesin tanı için virusun veya virusa karşı oluşan antikorların kanda tespiti gerekir. Hastanın kan örnekleri biyogüvenlik açısından tam güvenli laboratuarlara gönderilmeli. KKKA de Tedavi;v Genel destekleyici tedavinin yanında ciddi vakalarda Ribavirin olarak adlandırılan viruslara karşı etkili olduğu iddia edilen ancak FDA onayı almamış ilaç kullanılmaktadır. v Ozon Tedavisi;
- Ozontedavisi Kuşgribinde olduğu gibi maalesef KKKA tedavisi ve korunmasında da gözardı edilmiş, etkinliğinden faydalanılamamış bir tedavi yöntemi olarak gündeme alınmamıştır.Oysa basit,ucuz,kolay uygulanabilen Ozontedavisi, kan yoluyla vücüda ozon gazı verilmesidir. Hiçbir yan etkisi olmayan ozontedavisi, yanı zamanda KKKA korunmasında veya virus bulaşmış hastalarda hastalığın bulgularının ortaya çıkmasını engellemektedir.
-Ozon virusun çevresindeki lipit yapıları (yağ oluşumlarını) parçalayarak etrafında lipit tabakası bulunun virusların yapısı bozar.KKKA virusu etrafında lipit(zarflı bir virustur) bulundurduğundan ozondan etkilenip yapısı bozulacaktır. Yapısı bozulmuş virusların bir kısmı parçalanıp dolaşımdan kaybolur iken bir kısmı ise vücuttaki hücrelere yapışma yeteneğini kaybetmiş olur. Kandaki virus sayısının azalması ve hücrelere tutunma özelliğinin kaybı KKKA hastalığının mortalitesini azaltmış olur.
Ayrıca dolaylı yoldan virusun vücuddan atılması ve azaltılması için ozonun bazı mekanizmaları vardır.
-Virusun çoğalmasını sağlayan bazı enzimlerin yapısını bozar. Virus çoğalamaz.
-Alyuvarların oksijen taşıma kapasitesini ve dayanıklılığını arttırarak dokuların oksijenlenmesini ve doku tamirini arttırmış olur.
-Bağışıklık sistemi hücrelerinden interferon denilen madde salınımını çok fazla miktarda arttırır.
-Bağışıklık sistemini güçlendirerek virusa karşı tüm savunma sistemlerini harekete geçirerek virus sayısının azalması sağlanır.
KKKA den Korunma
v Kene görüldüğü takdirde, vücuttan uzaklaştırılırken koparılmaması, bir cımbızla sağa sola oynatılarak çıkarılması gerekiyor. Ayrıca taşıdığı virüs nedeniyle keneler kesinlikle elle öldürülmemeli, patlatılmamalıdır.v Vücuttaki kenelerin üzerine alkol, gazyağı gibi bir kimyasal madde de dökülmemelidir. Çünkü bu kimyasal maddeler kenelerin kusmasına sebep olduğundan kusmuktaki virüsler, kenenin kan emmek için ısırdığı yerden vücuda girebilirler. v Keneleri tamamen yok etmek mümkün değil üstelik, doğru da değil. Keneler sadece hayvanlarda değil, çalılıklarda, bitkilerin üzerinde de bulunabildiği için yok etmek çok zor. doğa tahrip olur ve ekolojik denge bozulabilir. Bu durumda asıl mesele keneden korunmak. Bu bölgelerde bulunanlar vücutlarını tamamen örtmeliler, keneleri temizlemeye kalkmamalılar, herhangi bir belirti gördüklerinde ise hemen doktora başvurmalılar. v Kene popülâsyonunun kontrolünde biyolojik yöntemlerin kullanılması (yeniden tavuk sayısını arttırmak gibi!) ekolojik dengenin korunmasını da sağlar v Ayrıca 1974 yılından beri sadece Bulgaristanda uygulanan koruyucu özelliği hakkında fazla bilginin olmadığı bir aşının olduğu biliniyor. KKKA hastalığını geçiren kimselerde ömür boyu bağışıklık devam ediyor.