Ozon Clinic
ARAMA
Aranacak kelimeyi yazıp, 'Enter' tuşuna basın:

    HEMŞİRE veya ATT ARIYORUZ
    2007-12-03 11:47:49
    BURSA DA SAĞLIK KURULUŞUMUZDA ÇALIŞTIRILMAK ÜZERE DENEYİMLİ HEMŞİRE veya ATT ARANMAKTADIR. MÜRACAATLAR GİZLİ TUTULACAKT ...
    - devamını oku



ANI

 Arşiv tutma alışkanlığının hiç olmadığı bir toplumda yaşıyoruz. Hayatımızın önemli anılarını kayıt altına almak, çoğumuza ağır bir yük gibi gelir. Kaç kişinin günlük (günce) tutma alışkanlığı vardır dersiniz? Kayıt tutmak, belgelemek her ne kadar bazı sakıncalar içerse de, sonraki nesillere ışık tutması, yol göstermesi açısından çok önemli olabilir.   Anı yazma alışkanlığı ise neredeyse çok ünlü, kariyer sahibi kişilere has kılınmıştır. Oysa sıradan birisinin ya da bir köylünün anıları, bazen bir çağı aydınlatabilecek içerikte olabilir. Anı bir olay-kişi ilişkisidir. Anıda olay tek başına değil, kişi ile beraberdir. Genellikle bir kitabın okuyucusu yazarı ile pek ilgilenmez. İlgilense bile bu ikinci planda kalır. Ancak, bir anı kitabını okurken yazarını ikinci plana atmak imkansız gibidir. Okuyucu anı ile yazarı birbirinden soyutlayamaz, bütünleştirir. Anıda her şeye yazarın bulunduğu noktadan bakılır, onun açısından ele alınır. Bu görüş açısından kaçan olaylar, kitabın dışındadır.  Aslında anı, bir olayın tarafsız şekilde anlatılması değildir, öyle de olmamalıdır. Anı, olayları yazarının bakışı ile yorumlanması gerektiğinde kişilerin eleştirmesidir. Anı okuyan kişi olayı iyi anlamak isterse, yazarı da iyi anlamak, hatta bazen ona katlanmak zorundadır. Bu nedenle anı, yazarının okuyucuya kendini takdime çalışması, bir iddia ya da tevazu sorununun ötesindedir. Bu yazı türünün niceliği böyledir.   Gerçi yazarın kimliği, kişiliği ile ilgilenilir ama bununda bir sınırı vardır. Anı yazan yazarın, dürüst olma gibi ciddi bir sorumluluğu vardır. Asla yalan yere şahitlik yapacak anılara yer verilmemelidir. Şahsen ben, büyük zevk ve ilgi ile okuduğum anı kitaplarında dahi yazarın ‘yalan’ sayılabilecek anılarına yer verdiğini sezinlemişimdir. Kah muhbirlik, kah iftira kokan, ispatı mümkün olmayan anılar, tarihsel sorumluluğa gölge düşürmektedir. Ama çokça merak etmişimdir. Acaba ben anılarımı yazsam ne kadarı doğru ne kadarı yalan olacaktır.   Duygusallığımdan, intikamlarımdan ne kadar arınmış olabilir. Buna takdir, elbette ki okuyucu ve anılardaki rollerin insanlarına bırakılmalıdır.   Anılar, okuyucunun sonuç çıkartabileceği tarzda kaleme alınmalıdır. Anı, yazarın o anının o sorumluluğunu taşıyacak şekilde olmalıdır. Yine de herkes, yaşadıklarına bir bakarsa, hiçbir yaşamın tümüyle onu yaşayanın bir eseri olmadığını görür. İnsanın kaderini, çok kez yakınları, yakınlarının başarısı, başarısızlığı, üzüntüsü veya sevinci oluşturuyor. Onların öyküsüne değinmeden, kendisininkini anlatması ne kadar da zordur. Bu nedenle anılarda ‘değer’ taşıyanlara daha çok yer verilmesi olağandır.  Anı yazanın, ‘iddia’ niteliği taşıyan anıları ispat edebilmesi gerekir. İspat edilemeyen, şüphe taşıyan anıların, asla yeri olmamalıdır. Belki hafızalarda tutulabilen ancak kitaplarda asla! Çünkü bunun oldukça tehlikeli sonuçları vardır. Anı yazarı gelecek eleştirileri göğüsleyebilmeli, gerçek dostları birkaç sözcükle incitmemelidir.   İşte tüm bunları dikkate alarak anı yazmak zor iştir.  Anı yazmaktan daha zor olanı anı yaşamaktır.  Anı bilinçli yaşamaktır.

Bu gönderi üzerinde yorum yok.

Bir mesaj gönderin

 
KÖŞE YAZILARI

Dr. Murat Baş

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı ve Ozonterapist

 

 


 

Dr. Beytiye Baş

Nükleer Tıp Uzmanı Ozonterapist

 

 

 

BİLİMSEL MAKALELER
(PROFESYONELLER İÇİN)
Abone olun (RSS)
Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için RSS okuyucunuza kayıt yaptırabilirsiniz: Şimdi abone olun
       

Thank you WordPress runs this show.